SON DAKİKA

3 Mayıs 2009 Pazar

Popüler'in Kültürü: Neler'e






Karikatür...


Umut Sarıkaya son dönem karikatüristleri arasından sıyrılıp kendi kitlesini yaratanlarda ön sırada geliyor. Çizimlerinden çok esprileriyle ön plana çıkıyor ve kızlar pek ilgilenmiyor onun karikatürleriyle. Kızların tercihi Yiğit Özgür ve Meşhurluğu sınırları zorlayan Uğur Gürsoy'un çocuksu masum komiği Fırat... "Ehe ne biçim" repliğinin dillere pelesenk oluş nedenidir ayrıca...

Edebiyat...

Kitap olarak aslında çok da öyle büyük bir popülerlik yok gençler arasında. İhsan Oktay Anar kendi yarattığı okuyucu kitlesiyle Türk Edebiyatçıları arasından sıyrılıyor. Orhan Pamuk Ermeni Soykırım'ı demecinden sonra pek bir gözden düştü daha bir çok devrik cümle kurar oldu, halbuki nobel'i de almıştı. Yaşar Kemal zaten ne dese boş seveni hep var, bilmeyeni daha çok... Ama Elif Şafak da popüler bizim gençler arasında... Ha tabi filmi çekilen kitaplar, filminden sonra hala çokca okunuyor...

Televizyon Dünyası 

Televizyonlarda izlenen şeylerin başında gençlik dizisi adı altında yaşamlarını sürdüren Kavak Yelleri oluyor. Avrupa Yakası her şeye rağmen izleniyor...muş... du... Melekler Korusun var bir de. Özge Özpirinçci için bile izlenebilir evet kabul ediyorum. Aşk-ı Memnu tüm donukluğuyla bir diğer gözdesi gençlerin. Yaprak Dökümü de izleniyor sanırım. İşin gerçeği ikisi de akmıyor. Bir de yeni başlayanlardan EZEL var. Monte Kristo Kontu esinli bu dizimi diğerlerinin yanında kalitesi açısından parlıyor, kendini izlettiriyor. Ha her şeye rağmen bir gerçek var Kenan İmirzalıoğlu'nun bu ülkede enterasan bir reyting'i var. Dursa izleniyor. Kıvanç'ın ona yetişmek için bir kaç fırın daha ekmek yemesi lazım. En azından oyunculuk ve karizma açısından... Yalçın Küçük'ün Bergüzar Korel'e dediği gibi manda gibi bakıyor...

Musiki

Müzikal tercihler en çok değişeni oluyor. Bir yanda POPüler müzik (Serdar Ortaç, Muraz Boz vesaire) dinleniliyor, diğer tarafta Anadolu Rock'lıktan sıyrılma çabasındaki Gruplar gidiyor. Alternatifleri de bol. Balkan Müziklerini dinleyenler, Amelie ile şarkıları dillere düşmese de benim için her zaman Türkiye'deki konseri öncesi verdiği röportajındaki orak çekiçli tişörtüyle aklımda kalacak olan Yann Tiersen var sonra. Ve 80'ler, 90'lar ve bunların partisi, Umut Sarıkaya mizahıyla geçen senenin partisine kadar gider bu yol...

Yabancı Dizi

Yabancı Diziler var diğer taraftan. Lost'u izlemeyeni dövüyorlar evet. Heroes var sonra, Prison Break hala izleniyormuş, House MD (lki favorim olur), Supernatural, Dexter, How I met your mother diye gider bu liste. Bir de bunun alt kültürü ah nerde o eski diziler insanları var ki OZ başlıca tercihleridir. Seinfield izleyenleri de var -ki ben de izlerim- ama benim tercihim Edgar Wright'ın destansı dizisi Spaced'tır, bizim ellerde bileni azdır.

Sinema 

Filmlerde her zamanki gibi Amerikan Sinemasının ağır makyajlı yapımları ön sırayı çekse de son dönem ultra entellektüel çevrelerimiz de Uzak Doğu Filmleri de tutuyor. Avrupa sineması ve ağdalı yapısı hala biraz daha uzak duruyor bizlere. Son dönemde Türk Filmleri de çok gidiyor.

Sanat Kisvesi

Fotoğraf makinelerinin hayatımıza girişlerindeki hızı göz önüne alınınca ortalık fotoğrafçıdan geçilmiyor ve herkes fotoğraf çekiyor. Fotoğraf Altın çağını yaşıyor da denebilir buna, Kaosunu da. Kısa film hala bir miktar daha uğraş gerektirdiği için aynı genişliğe yayılmadı, yayılsa da festivallerin söz hakları yüzünden bir fotoğraf kadar yaygınlaşmıyor bizlerde. Dergilere yazılar yollayanlarımız da vardır.

Teknoloji

Apple'ın otoritesi hala sürüyor. Iphone son dönemlerin modası. Ellerden ellere geçiyor. Aşk-ı Memnu sağolsun bol bol reklamını da yapıyor (Gerçi geçenlerde gittiğim bir festivalde tüm oyuncuların ve yönetmenlerin elinde bu alet vardı şaştım kaldım). Facebook ve Msn sanal alemin krallığında yerleri tartışılmaz. Ekşi Sözlük ve klonları tutuyor. Yasaklara rağmen Youtube'a girilmeye devam ediyor. Google sanal alemin tanrısı olmaya devam ediyor yeni icadı Google Wave merak uyandırıyor ve gene davetiyesi olmayan giremiyor...


1 Mayıs çok tutmuyor. Mayısın ilk haftasındaki bahar şenlikler tutuyor...

Bunların hepsi benim kendi yorumlarımdan ibaret olmaktan da başka bir amaç da  içemiyor elbette...

1 Mayıs 2010 - Ece Temelkuran




3 Mayıs Pazar 2009
Bir işçi çıkıp Taksim Meydanı’ndaki anıtın üzerine, sarılıp Atatürk heykelini öpüyor. Yanaklarından... “Şükür kavuşturana” der gibi. ‘Makul zaferin’ mührü gibi. Birine, bir yere, bir zafere kavuşmanın değil; kendine kavuşmanın sevinci bu. Apar topar, alalacele ama yine de halaylar çekiliyor. 1 Mayıs marşı söyleniyor, konuşmalar yapılıyor. Hiç değilse ‘öncü birlikler’ mahiyetindeki kitle, aslında zaten kendisine ait olan alana ‘geri geliyor’. Tam bir saatte bitiyor miting. Tam bir saat sonra, Taksim Meydanı tam da muktedirin istediği gibi, steril, insansız, sessiz, tam teçhizat polisli olarak bomboş kalıyor. Muktedir meydanları böyle görmek istiyor; insansız. Oysa biz hep birlikte olmak istemiştik... Genç Siviller’e tebrik Bazıları eleştirecektir. ‘Parasıyla eylem yapmışlar’ diye. Umurumda değil. ‘1977’de buradan ateş edenler bulunsun’ pankartı The Marmara Oteli’nin camından sarktığı anda içim titredi. Genç Siviller grubuna tebrikler. Onlar da olacak Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde. Bazıları kızdılar. Televizyonlar, haberleri verirken bile nasıl azarlayacağını şaşırdı. Gençler sapanlarına sarılmışlar. Gaz bombasına ve copa sapanla karşılık vermişler. Nişantaşı’ndaki lüks cafe’lerde içleri titremiş ‘vatandaşın.’ Mülke, her türlü müesseseye karşı olanlar sapanlarını koskoca devlete doğrultmuşlar. Onlar da olacak Türkiye’nin özgürlük mücadelesinde. Herkese ‘uçuk’ gelecek fikirleriyle, enerjileriyle onlar da olacak. Hatta şunu da söyleyeyim: Bu olaylar olurken Nişantaşı’nda cafe’de oturmayı seçmiş ‘beyaz Türk’ de olacak. Memleketin geri kalanına ‘uçuk’ gelecek hayatlarıyla, zevkleriyle. Hak-İş veya Türk-İş yönetiminde olsaydım, 2 Mayıs günü kaçacak yer arardım. Uslu çocuklar olarak Taksim anıtına çelenk bırakırken herhalde DİSK’in ve KESK’in Taksim Meydanı’na çıkamayacağını hesap ediyorlardı. Herhalde kendilerinin ‘sınıfın’ örnek öğrencisi olarak gösterileceğini sanıyorladı ertesi günün gazetelerinde. Öyle olmadı. Arka sıradakiler kazandı. Ne kadar kızsam da onlara, onlar da olacak Türkiye’deki adalet mücadelesinin içinde. Baka baka öğrenecekler ne yapmaları gerektiğini. Sola çektikçe araba, onlar da sola çekecekler ister istemez. Yaptığının ne olduğunu hiç fark etmeden, ne kadar faşizan bir kültürün parçası olduğunu hiç ayırt edemeden televizyonları başında olup bitenleri polisle göstericiler arasında bir maç gibi izleyenler... Onlar da olacaklar. Baktıkça baktıkça hatırlayacaklar, onlar için yeniden söke söke alınan hakların zaten onlara ait olmuş olduğunu geçmişte. İşten atıldıkça, aç kaldıkça, tarumar oldukça... Hatırlayacaklar. Bu yüzden gelecek yıl başka bir şey olacak. Bir yıl sonra 1 Mayıs 2009’un önemi şudur: 1 Mayıs 2010’dan bir önceki 1 Mayıs’tır. Önümüzdeki yıllarda, öyle sanıyorum ki 1 Mayıs 2009 için şöyle diyeceğiz: ‘O, 1 Mayıs 2010’dan bir yıl önceydi.’ Çünkü gelecek yıl başka bir şey olacak. Biliyorum ki işçiler, emekçiler, bu ülkenin demokrasiden yana tüm güçleri bu yıl araladıkları kapıya bütün bir yıl ayaklarını dayayacaklar. Aralanmış kapı açılacak. Ayak dayanan yere omuzla yüklenilecek. Olmadı bir daha yüklenilecek. Ve gelecek yıl, ara sokaklardan azaltılmadan, ‘makulün’ ne olduğuna sadece ama sadece kendisi karar vererek kitle Taksim Meydanı’na yürüyecek. Muktedirin kalesinde gedik açıldı. Açılan gedik sadece ama sadece büyüyecek.


Ece Temelkuran | Köşe Yazısının Aslı için Tıklayınız 

 
Designed By OddThemes & Distributd By Blogger Templates