SON DAKİKA

28 Şubat 2009 Cumartesi

Erkek Egemen Korku Kültürü = Pornografik Korku

Dün Gece sıkıntı içinde ucuz bir şeyler izlemek için bilgisayarımın arşiv kısmına göz atıyordum. Arşivimde her türlü filmi bulabilirim, zira herhangi biri bende filmler var dediği anda ne olursan ol gel mantığıyla biriktiriyorum.İşte bazen bunların arasından seçip izlediklerimde oluyor.


Pathology yani Türkiye'deki ismiyle Kadavra'da bunlardan biri oldu dün gece. Filmi izlemeyi seçme nedenlerim belliydi


1. Korku Gerilim tarzında bir şey düşündürtmeden izleten, tek dersi senin ona verdiğin iki saati geçirmeni sağlamak olan bir film izlemek istiyordum.
2. Kadrosu gençti. Bu da demekti ki bir teen slasher beni bekliyordu ve teen slashler'lar oldukça garip ama aynı zamanda izlenirliği yüksek filmler olurlar.
3. Kadrosunda Heroes'un efendi oğlanı Milo Ventigmilia ve bu sene House'da izlediğim (Hoş önceleri Scrubs filan başka dizilerde de oynamış) Micheal Weston vardı.
4. Başroldeki hatun oldukça çekiciydi evet!




Şimdi bunları göz önüne alarak filme iki saatimi ayırdım. Tatmin oldum mu? Hayır. Neden mi? Bir kere bir an bile korkamadım ya da gerilmedim. Fazlaca bulamaç edilmiş senaryosunun içine sıkıştırılmış ölü bedenler ve organlar beni hiç mi hiç korkutmadı ve iğrendirmedi. Hatta yanı sıra acıktığım için bir şeyler atıştırdım. 


Ama bir şeylerden de iğrendim: Bu filmi çekenler biliyorlar ki izleyici kitlerleri 16 - 18 yaş aralığında dünyalari seks çevresine kurulmuş kardeşlerimiz. Ve ne yapmışlar filmin yarısında parçalanmış beden ve organlar göstermeyi, diğer yarısındaysa tertemiz hatun vücutları göstermeyi tercih etmişler. Ha bir de onlar kadar temiz Milo'nun arka kısmını da gördük sağolsun. Filmin yönetmeni bir erkek. Hoş kadın olsa da değişmezdi ama filmdeki uçarı tipler birbirlerini düzen arkadaşlar ve birbirleriyle öpüşen kadınlardan ibaret. O kadar pisliksiniz bir erkek de diğerini düzse ya demeden geçemedim. Ama yok! Orada ilgi azalır filme. Biliyorlar çekecekleri izleyicileri bol bol göğüs ve porno filmlerini aratmayan fetiş sahneleriyle açık açık kadın istismarı yapıyorlar. 


Neyse efendim. Demek ki neymiş? Bazen Teen Slasher'larda can sıkıcı olabilirlermiş. Benim izlerken canım sıkıldı, izledikten sonra da canım sıkıldı. Bu aralar canım sıkkın ondan da olabilir ama ne filmler gördüm can sıkıntımı on dakkada kaybeden. Bu onlardan değildi. 

21 Şubat 2009 Cumartesi

Ne De Güzel Kötüsün Sen Sylar!


Son zamanlarda (dönem arası tatilinde) boş vakit bollu ğundan Heroes'u tekrar izlemeye başladım. 2. Sezonun o inanılmaz boğuculuğuyla bırakma kararı verip kötü açılan 3. sezonla kararımı kesinleştirmiştim aslında ama vakit bol olunca izledim 3. sezonu.

Biraz daha düzelmiş gibi geldi gözüme dizi. Lakin çıktıkları yerdeler mi merak içindeyim. Yani bu dizi başlarken newyork patlayacaktı, derken dünya patlar oldu, derken x-men'e bağladılar. To be continued olsa da aslında bu dizi arada bir devam etmeyi bırakıp yeni baştan bir konuya sarıyor. Ama her şey bir yana tek bir şey bu dizide istikrarlı ilerliyor. SYLAR!

Diziinin baş kötüsü, en kötüsü Sylar gerek hikayesinin ilginç oluşundan, gerekse dizinin baş karakteri olan ve iyilikten ölecek olan Peter Petrelli'nin salak oluşundan ve sonunda bunu da yapıp güzelim güçlerini bok yoluna ittiğinden dizinin yeni başrolü olmaya aday duruyor. Bir dönem iyi olma yoluna giren (Ki gelecekte iyiydi bakalım gene iyi olacak mı?) sonrasında ben böyle güzelim diyen Sylar her bakımdan dizinin en güzel karakteri. Merak edilen bir geçmişi, kendi içinde stabil ama sürekli çatışmalar içindeki karakteri ve önlenemez gücüyle bir anti-kahraman Sylar ve bana kalırsa Heroes'u artık izlemenin tek nedeni olabilir. İyi de oynuyor.

Gelelim kısa kısa bir kaç noktaya. Ulan bu Peter geçen sene bir sevgili yaptı sonra onu kaybetti, onu kurtarmak için yollara düştü kızı unuttu. Bizim Hiro geçmişe gitti geldi sonra güçlerini kaybetti. Bu dizide bir devamlılık sorunu var. Baktılar konu olmadı karakter ölüyor ya da başına bir iş geliyor. Böyle de gerçek hayatmış tadında simültane senaryo yazan bir ekibi var. Olsun varsın bütün abukluklarına rağmen izlemesi kolay ve zevkli bir dizi heroes. Dediğim gibi sırf Sylar için bile izlenebilir.

Neden mi yazdım bunları. Boş verin. Aklıma geldi, Sylar'ı övmek istedim diyelim. Gülelim eğlenelim...

1 Şubat 2009 Pazar

Sancılı Bir Film: Güz Sancısı



Tomris Giritlioğlu 2001 yılından beri bir film çekecekti ve adı Güz Sancısı'ydı. Yılmaz Karakoyunlu'nun (Ki Salkım Hanımın Taneleri de; yani Tomris Giritlioğlu'nun bir önceki filmi de gene aynı yazarın kitabından uyarlamaydu( O zamanlar başrollerinde Emre Kınay vardı. Sonra proje ertelendi, bir süre ortalardan kayboldu gitti. Biz de unuttuk. Halbuki ortalamaya vurursak iyi bir filmdi Salkım Hanım'ın Taneleri Türk sineması için. 

Sonra yıllar geçti, Tomris Giritlioğlu ve dönem filmi sevdası dizilerde can buldu (Çemberimde Gül Oya, Hatırla Sevgili, Kara Yılan vesaire) Ve bir baktık yeniden ortaya çıkmış eski bir sevda: Güz Sancısı. Biz de bu merakla gittik ve izledik. Tıpkı Sinan Çetin'in sekiz yıllık filmi Romantik gibi çocukluk yıllarımızdan (Ergenlikten bile evvel yani) bir anıydı bu film.

Gittim ve izledim filmi bugün. İki arkadaşımlar. Umutlu bir andı o benim için. Fakat iki saate yakın süre sonundaysa bir hayal kırıklığıydı geriye kalan. Şimdi dönüp bakacağım filme ve bakalım neler bulacağım:

Bir Dönem Filmi maskesi altında Olmamış bir aşk filmi

Bir röpartajında Yılmaz Erdoğan'a şöyle bir soru gelmişti:

"Yazarak var olmaya çalışan birine neler tavsiye edersiniz?"

Yılmaz Erdoğan'ın cevabıysa şuydu:

"Bi kere bunun dunyanin en zor mesleği olduğunu bil eger yazının icadından beri yazılmış şeylere ekleyecek bir şeyin varsa muhakkak yaz yoksa bosver."

Bu sözün filmimizle ilgisi ne diye sorduysanız gelelim şimdi Güz Sancısı'na.

6-7 Eylül Olayları. Tarihten kara bir sayfa. Nazım Hikmet'in "Senin Ana rahmine düştüğün gün Milletimin en kara günüdür" dediği dönemin başbakanı Adnan Menderes'in ülkedeki gayrimüslümlere karşı düzenlediği bir komplonun hikayesidir. O günler çok da fazla bilinmez bir 12 Eylül ya da 12 Mart gibi. Ama son zamanlarda eskisinden daha çok bilinir olduğu da aşikar. İşte Yılmaz Karakoyunlu bu günleri anlatan bir kitap yazmış Güz Sancısı adında. Kitabı eleştirmek bana düşmez zira okumadım o yüzden kitabı direk bir kenara koyup devam edeceğim. 

Ve madde madde yazarak özetleyeceğim:

1- Bir dönemi anlatmaya çalışan bir film Güz Sancısı. 6-7 Eylül olaylarında olanları anlattığını söyleyen bir film. Yılmaz Erdoğan'ın sözlerine uyan bir yazarlık buraya kadar her şey. Ama gelin görün ki 6-7 Eylül'ü kendine dönem seçmekten ileri gidemeyen ucuz ve bir o kadar da olmamış bir aşk hikayesi. Film boyunca 6 -7 Eylül olaylarını bekleyenlerdenseniz beklemeyin, çünkü 6 -7 Eylül filmi bitiren bir olaydan fazlası değil. Yani o ana kadar olanları herhangi bir döneme atın sonuna Maraş Katliamı'nı koyun gene aynı film olur gene aynı etkisizlikte olur. Yani yazının icadından beri yazılmamış bir şeyin yazının icadından beri sürekli yazılmış bir hikayeye yenilişinin hikayesinden ilerisi değil bu.

2 - Söylemek istediği bir şeyler gibi görünen ama toplamda hiçbir şey söylemeyen bir senaryonun filmi Güz Sancısı. Hatırla Sevgili tadında dipnotlarla dolu ama o dipnotlar olayla bağlantı kurmaktan çok uzakta.

3 - Beren Saat'i baş rol oyuncusu edinmiş bir film Güz Sancısı. Tamam bu kadın güzel, ben de beğeniyorum ama oynayamıyor. Bu filmde gene daha iyiydi ama bu sefer de rum yapmışlar kızcağızı ne dediği anlaşılmaz olmuş. Filmi izlemek kadar eziyet ediciydi Beren Saat'in konuştuğu sahneler.

4 - Akmayan bir film Güz Sancısı. Olay yokluğunda ilerlemeye çalışıyor. Büyük görünen Çatışmalar bile kendisiyle çatışmaktan ileri gidemiyor.

5 - 6 -7 Eylül'ü bir piyesten daha fazla yansıtamayan bir film Güz Sancısı. Tüm o sahnelerde olmadık bir şeyler vardı. Tüm olay yağmadan ileri gitmiyor, tüm yağmalar da sanki oraya önceden konmuşum der gibi duruyordu.

6 - Kötü yönetilmiş bir film 6 -7 Eylül. Tamam zor sahnelere sahip ama bu kadar da duyarsız ve olmamış çekilemezdi o yağma sahneleri.

7 - Kısacası amacına ulaşamamış, ulaşmak için de çok bir şey yapmamış bir film Güz Sancısı. İzlemesi de zor, izledikten sonra hiçbir şey anlatmamış olduğunu görmesi de zor olan bir film.

Tomris Giritlioğlu belki iyi bir yönetmendir, iyi niyetli de sayalım hadi kendisini ama bu film 6 -7 Eylül olayları nasıl bir kara lekeyse tarihte tıpkı onun gibi bir kara leke yönetmenin filmografisinde. Sancılı bir film yani.
 
Designed By OddThemes & Distributd By Blogger Templates